
Burhaniye-Ören Sanat Festivali, CHP lideri Baykal’ın da katıldığı coşkulu bir törenle açıldı
‘Gericiliğe meydan okuma’
OYA UĞURAL
BURHANİYE - CHP lideri Deniz Baykal, devletin kurumlarının birbirine düşürülmeye çalışıldığını belirterek, “Herkes haddini bilsin. Bu ülkede hiçbir zaman eşkıya hükümdar olamayacaktır” dedi.
Baykal, beraberindeki parti yöneticileriyle 20. Burhaniye-Ören Turizm, Kültür ve Sanat Festivali’nin açılışına katıldı. Baykal’ı, Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova, Kaymakam Ali Uslanmaz ve çevre CHP’li belediye başkanları ile çok sayıda yurttaş karşıladı. Açılış konuşmasını yapan Burhaniye Belediye Başkanı Akova, Burhaniye’nin uygarlıkların beşiği Anadolu’nun en aydınlık ilçelerinden biri olduğunu vurguladı. 20. Burhaniye-Ören Turizm, Kültür ve Sanat Festivali’nin, ÇYDD’nin öncüsü Prof. Dr. Türkan Saylan ve Prof. Dr. Türkel Minibaş’a adandığını belirterek şunları söyledi:
“Bu iki onurlu, yürekli Türk kadını tıpkı Köy Enstitüleri gibi toplumun aydınlanma çabalarının içinde bulunmuş, aydınlık yarınlar için bayrağı göndere çekmişlerdir. Festivalimizi, Atatürk’ün kızları, çok değerli aydın ve bilim insanı iki Türk kadınına adamış olmamız, çağdaş uygarlıklar sevdalısı biz Burhaniyelilerin ahde vefa duygusu olduğu kadar aynı zamanda da onurudur.”
EVRENSEL BİR ŞENLİK
Festival alanını dolduran yurttaşlara seslenen Baykal, Burhaniye-Ören Turizm, Kültür ve Sanat Festivali’nin, Burhaniye’ye nitelik kazandırdığını belirterek, festivalin evrensel bir şenlik haline dönüşmesini diledi.
Kültür sanat festivallerinin Türkiye’yi geriye döndürmek isteyenlere meydan okuma anlamına geldiğini kaydeden Baykal, “Kadınlarımız, erkeklerimiz, gençlerimiz bir araya gelerek, biz buradayız, yaşamımıza, kimliğimize, kültürümüze dokundurmayız, diyorsunuz” diye konuştu. Türkiye’nin temellerinin doğru atıldığını söyleyen Baykal, konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Devletin kurumları birbirine düşürülüyor. Hiç kuşku duymayın, bu tuzakların tümünü geçersiz kılacağız. Bu devletin kurumlarını kendi siyasi amaçları için tahakküm altına almalarına izin verilmeyecek. Herkes haddini, ölçüsünü, sınırını bilecektir. Türkiye hiçbir zaman ali kıranlara baş kesenlere teslim olmayacaktır.”

PANO
DENİZ KAVUKÇUOĞLU
Burhaniye-Ören Aydınlığı
20. Turizm, Kültür ve Sanat Festivali nedeniyle Burhaniye’deyim. Burhaniyeliler ilçelerini “kültürlerin aydınlıkla buluştuğu ilkler memleketi” olarak tanımlıyorlar, tanımakla da kalmayıp bu tanıma layık olabilmek için büyük çaba gösteriyorlar. Yoksa bir kıyı beldesi festivali bu denli uzun ömürlü olabilir mi?
Bu yılki festivalin beyinleri, yürekleri aydınlık insanları duygulandıran bir özelliği var; festival bu yıl bir süre önce birbiri ardınca yitirdiğimiz iki bilim insanının, Prof. Dr. Türkel Minibaş ile Prof. Dr. Türkan Saylan’ın anılarına düzenleniyor. Başta Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova olmak üzere Burhaniye ve Örenliler örnek bir davranışla Ören’de iki sokağa/yola bu iki büyük kadının adlarını vermişler. Biz de dört Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya, Turhan Günay, Serdar Kızık ve ben bugün saat 18.30’da Ören’de, Selina Çay Bahçesi’nde düzenlenen “Saylan ve Minibaş’ın Ardından” başlıklı söyleşide biri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı, diğeri Başkan Yardımcısı olan bu iki saygın, sevgili ve unutulmaz dostumuzu anacağız.
***
Böyle aydınlık yüzlü beldelere gelince insanın ülkesine ilişkin umutları canlanıp güçleniyor. Burhaniyeliler son zamanlarda ilçelerine gelen tatilciler arasında AKP karanlığının egemen olduğu bölgelerden gelenlerin arttığını söylüyorlar. Bu anlaşılır bir durum; çünkü hiçbir insan karanlıkta yaşamaya layık değildir.
Eşiniz dostunuzla bir yere gidip iki kadeh rakı, şarap ya da bir bardak bira eşliğinde yiyip içeceksiniz, eğleneceksiniz. Yapamıyorsunuz, AKP karanlığı buna izin vermiyor, bademli şeker şerbetine, ayrana, gazlı içeceklere mahkûm ediyor sizi.
Dükkânlar, bayiler, büyük mağazalar diyeceksiniz, oralarda da satılmıyor alkollü içki. İsteniyorsa adlarını da vereyim, örneğin, Real ve Migros gibi dev kuruluşlar bile AKP karanlığının çöktüğü kentlerde alkollü içki satmıyorlar, korkularından satamıyorlar.
AKP, Türkiye’yi Suudi Arabistanlaştırmak istiyor, bunun için çalışıyor. Ölçüt “alkol” olunca onların demokrasilerinin de, özgürlükçülüklerinin de palavra olduğu ortaya çıkıyor. Sözlerinde “liberal”, düşlerinde “faşist”, soldan çark dönek tayfa da bu konuda susuyor. Çıkar musluklarının kapanmasından korkuyorlar.
AKP’nin yarattığı “korku imparatorluğu”, salt tele-kulakla, sabaha karşı ev basmalarla, nedeni bilinmeyen tutuklamalarla sınırlı siyasal/adli bir olgu değil. Korku imparatorluğunun sosyal, kültürel, ekonomik boyutları var ve yol açtığı baskılar özgür kıyılardan merkeze doğru ilerledikçe yoğunlaşıyor.
***
İnsanlar kısa süreliğine de olsa karanlıktan kaçıp özgür kıyı beldelerinde soluklanıyorlar. İnsana layık renkli hayatlara karışarak, ayrı kaldıkları, uzak bırakıldıkları mutluluğu yeniden yaşıyorlar. Çoluk çocuk, eş dost, geziyorlar, gülüyorlar, eğleniyorlar. Hayatın tadını çıkarıyorlar.
Festivaller konserleriyle, söyleşileriyle, sergileriyle bu özgür hayata başka güzellikler katıyor. Bu güzellikler aynı zamanda karanlığa karşı direnişin de simgeleri. Edirne’den başlayarak tüm Ege ve Akdeniz kıyıları, -Hayat talihsizliği dışında-, karanlığın temsilcilerini yerel yönetimlere getirmiyor.
Kısacası güneşin tüm kavuruculuğuna karşın yüreğim Burhaniye’de, aydınlık yüzlü insanlarının arasında serin mi serin.
Yazımı noktaladıktan sonra cuma akşamı Ören’de açılışı yapılan, Mustafa Kulkul’un yapıtı Pegasus Anıtı’nın önünde arkadaşlarla bir fotoğraf çektireceğim. Bilindiği gibi Kanatlı At Pegasus, 3500 yıl önce, 300 yıl kadar o zamanki adı Adramyttion olan Ören’in koruyucu simgesiydi. Bu da Burhaniyelilerin topraklarının geçmişine ilişkin kutlanası bir kadirşinaslık örneği.
dkavukcuoglu@superonline.com
www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com

Okurlarla buluşan yazarlarımız sivil darbelere de karşı olduklarını vurguladılar
‘Ergenekon inandırıcılığını yitiriyor’
OYA UĞRAL
BURHANİYE - 20. Burhaniye Ören Turizm Kültür ve Sanat Festivali’nde okurlarla buluşan gazetemiz yazarları Hikmet Çetinkaya, Serdar Kızık, Deniz Kavukçuoğlu ve Turhan Günay, sivil darbelere karşı olduklarını vurgularken, Ergenekon soruşturmasının inandırıcılığını yitirdiğine dikkat çektiler. Yazarlarımız, Türkan Saylan ve Türkel Minibaş’ı anlattılar.
Festivalin son gününde, önceki akşam gerçekleştirilen etkinliği Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova ve çok sayıda yurttaşın izledi. Etkinlikte konuşan Çetinkaya, “Ergenekon savcılarına sesleniyorum, 1994’te TBMM Araştırma Komisyonu’na gelen faili meçhul cinayetlerin kitapçığı hâlâ orada duruyor. Eğer o dosya genel kurula gitseydi, bugün Ahmet Taner Kışlalı da, Hrant Dink de yaşıyor olacaktı” dedi. Saylan ve Minibaş’ın her türlü olumsuzluğa karşın mücadele verdiğini anımsatan Çetinkaya, eğitim gönüllülüğünün salt ÇYDD’yle sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekti. Türk halkının Saylan ve Minibaş’a çok şey borçlu oduğunu söyleyen Kavukçuoğlu da, iktidarın tüm ülkeyi karanlığa çevirmeye, kadınları eve kapatıp erkek egemenliğini sürdürmeye çalıştığını belirtti. Kızık ise Minibaş’ın eğitim ve bilim çalışmalarının yanı sıra çokuluslu şirketlerle de mücadele ettiğini anımsattı. Her iki bilim insanının da üniversitedeki köşelerinde oturmak yerine eylemliliği seçtiklerine dikkat çeken Kızık, bugün Ergenekon soruşturmasının inandırıcılığının yüzde 50’lere dek gerilediğini vurguladı. Günay da, Saylan ve Minibaş’ın yoğun uğraşlarına karşın edebiyatla yakından ilgilendiklerini söyledi.
Konuşmaların ardından Burhaniye’de kuracakları öğrenci yurdunu ÇYDD’ye bağışlayacaklarını bildiren Belediye Başkanı Fikret Akova, yurda Saylan ya da Minibaş’ın adının verilmesini diledi.

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
Şafağı Beklerken...
Yaşamı umutlarla çoğaltmak güzel.
Hüzünlerden arınıp sevinçlerle buluşmak, aydınlık sabahlarda uyanmak...
Yitip gitmek şafağı beklerken bir ağaç altında...
Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş, ÇYDD’nin çadır kampında toplanmış yüz genç insanla oturup konuşmak.
Palamut ağaçlarının altında Rutkay Aziz’le birlikte bir öğle sıcağında onların gözlerinde ışığı yakalamak.
Burhaniye-Ören’de üç gün süren şenlikler bitti ve İstanbul’a döndüm...
Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova, 20. Turizm ve Kültür Şenlikleri’ni Prof. Dr. Türkan Saylan ve Prof. Dr. Türkel Minibaş’a adamıştı.
İki yola ve sokağa, bu büyük kadının adı verilmişti...
Müşerref Hekimoğlu Sokağı’ndan geçip denize doğru yürürken anılarımla baş başaydım.
İkinci gün Tarık Akan ve Rutkay Aziz’le birlikte “sanat-siyaset” üzerine konuştuk. Üçüncü gün Deniz Kavukçuoğlu, Turhan Günay ve Serdar Kızık’la Saylan ve Minibaş’ı andık.
Geleceğe kaygıyla bakan, aydınlık yüzlü gençler, orta yaşlılar ve yaşlılarla sohbet ettik.
Yaşamın derin sularına indik...
Dolunayın Edremit Körfezi’ne indiği akşam, mimar Bülent Koçtaş ve Ünal Karakaş’la birlikte Taylıeli köyündeki Daidolas butik otelinin bahçesinde, ardından şarapevinde yaşamın binbir renkli çiçeklerini topladık.
***
Edremit Körfezi’ni ve Homeros’un ışık sahilini dünyaya tanıtan turizmci Tahir Altın’ı (Tahir Hoca) sonsuzluğa uğurlarken kızı Birsel Lemke’yle Müşerref Hekimoğlu’nu andık.
Ağrı Dağı’ndan Kaz Dağları’na gelen Gazi Eğitim kökenli Tahir Hoca...
85 yaşında bir “merhaba” dedi sadece...
1.90 boyuyla, esmer teni ve kırlaşmış saçları, 50’lilerde çekilmiş fotoğrafta gülümsüyordu bize.
Sağında kızı Birsel, solunda oğlu Tekin Altın.
Yumuşak bir musikinin serinliğinde gibiydim.
Edmond Jabes’in kelimenin içinde hayatla ölüm arasındaki söyleşiden bir dize yakaladım o anda:
“Hayat için yazı sayfasıyım ben, diyordu; tıpkı ölümün benim için okuduğum sayfa olması gibi.”
Mutluluğa ermek için bir başka korulukta, bölünmüş bir zamanın resmini yapıyor gibiydik.
Gecenin ilerlemiş saatinde yine deniz kıyısında Rutkay, Turhan ve Serdar’la Nâzım Hikmet’ten başlayıp Fahri Erdinç, Ziya Yamaç ve Tuğrul Deliorman’ı anıyorduk, TKP tarihine doğru yolculuğa çıkıyorduk.
Eh bu arada döneklerin de kulaklarını çınlatıyorduk.
Bir yandan denizin hışırtısı, öte yandan Klüp Orient’in çam, meşe, palamut, sedir ağaçlarının çığlığı...
Tanju Okan “Kadınım”ı söylüyor, ben ise Attilâ İlhan’ın dizelerini...
“elimden tut yoksa düşeceğim/yoksa bir bir yıldızlar düşecek/eğer şairsem beni tanırsan/ yağmurdan korktuğumu bilirsen/ gözlerim aklına gelirse/ elimden tut yoksa düşeceğim/yağmur beni götürecek yoksa beni”
Fırtınalı akşamlarda deniz fenerine çarpan dalgalar gibi yüreğim...
İdil Biret konserini basmaya çalışan dinci faşistler...
İstanbul Beykoz’da bir sitede, evli genç bir çiftin başına gelenler...
Yüz kızartıcı, utanılacak olaylar bunlar!
AKP karanlığı çökmemiş bu yörelere...
Deniz Kavukçuoğlu’nun değindiği gibi, “korku imparatorluğu” yaratılmamış...
Gençler rahat...
Aşkın resmini çiziyorlar denize...
***
Karanlıktan kaçanlar sığınmış Küçükkuyu’ya, Altınoluk’a, Akçay’a, Güre’ye, Burhaniye Ören’e, Ayvalık’a, Dikili’ye, Foça’ya...
Edirne’den başlayıp Antalya’ya dek uzanıyor bu özgürlük haritası.
Tarikat şeyhinin müritleri yurtlar açmış, okullar kurmuş yine de...
Şimdilik sessizler, olay filan çıkardıkları yok...
Din pazarlamacıları sağda solda görülseler bile sayıları az!
Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova, iki öğrenci yurdu yapmak için kolları sıvamış...
Zeytin üreticilerine gelince...
Bol ürün bekliyorlar.
Yaşamın sayfalarında dolaştık bugün.
Okunmuş ve duyulmuş sözlerden yola çıkıp, gölgesiz geceleri, sevgiyi, ölümü ve ölümsüzlüğü anlattık...
Belki kaldığımız yerden sürdürürüz sohbeti bazı günler...
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
Faks numaramız: 0212 343 72 69